Formula 1
R
Macaristan GP
30 Tem
-
02 Ağu
FP1:
59 gün
03 Eyl
-
06 Eyl
FP1:
94 gün
24 Eyl
-
27 Eyl
FP1:
115 gün
08 Eki
-
11 Eki
FP1:
129 gün
R
Birleşik Devletler GP
22 Eki
-
25 Eki
FP1:
144 gün
29 Eki
-
01 Kas
FP1:
151 gün
12 Kas
-
15 Kas
FP1:
164 gün
R
Abu Dhabi GP
26 Kas
-
29 Kas
FP1:
178 gün

Çok fazla veri, F1'e zarar mı veriyor?

paylaşım
yorumlar
Çok fazla veri, F1'e zarar mı veriyor?
Ekleyen:
6 May 2020 17:25

Uzun yıllardır geliştirilen telemetre, F1 pilotlarına ve mühendislerine binlerce veri kanalına erişim sağlayarak aracın her bir noktasını ayrıntılı görmelerini sağlıyor. Peki gösteriyi iyileştirmek için telemetre kullanımı kısıtlanmalı mı?

Geçen senenin Çin Grand Prix’nin cuma sabahında pilot ve pit duvarı arasında ilginç bir telsiz konuşması trafiği yaşanıyor. Son dünya şampiyonu Lewis Hamilton’ın yarış mühendisi Peter Bonnington, ses dalgalarıyla pilotuna bağlanıyor.

“Daha iyi çıkış için 12. viraja daha yavaş girmeni tavsiye edebilirim.”. Hamilton’ın cevabı ise durumu özetliyor: “Antrenörlüğe ihtiyacım yok Bono…”.

Beş sene önce FIA, yarış mühendislerinin pilotlarına ellerindeki araçlardan maksimumu alabilmeleri için sürüşleriyle ilgili yorum yapmalarını yasaklamıştı. Kurallarda “Pilot aracı tek başına ve yardımsız sürmeli” ifadesine yer verilmişti.

Ancak şifreli mesajlar kullanılmaya başlanınca ve güvenlik sorunlarının ortaya çıkması ihtimaline karşı, sonunda kuralda esneme yaşandı. Yine de sürekli olarak çok fazla veri olmasının, araçları ve pilotları gerçek zamanlı takip edebilmenin spora zarar verip vermediği konusu tartışılıyor. Daha az bilgi, kontrolün daha çok pilotta olmasını sağlar mı? Bu sayede Formula 1 tekrar daha adil ve daha az tahmin edilebilir bir spor olur mu?

Hamilton’ın Şanghay’da yarış mühendisine vermiş olduğu ters cevap açıktı. Mükemmelin peşinde olan bilgisayarlar, her zaman insan beyninin elleri ve ayakları kontrol etmesinde iyileşme sağlamayabilir. Bilgisayar, belli bir turun belli bir virajındaki tüm koşulları hesaba katmayabilir.

Mesela o tur, bir önceki tur o virajda olmayan arkadan esen rüzgar var mıydı? Pist üzerinde bir şey var mıydı yoksa Hamilton’ın o esnada dikkati mi dağılmıştı? Ya da 5 kez dünya şampiyonu olması ve tarihte tüm pilotlardan daha fazla pole pozisyonu kazanmış olmanın etkisiyle o an daha hızlı gitmenin gereksiz olduğunu da düşünmüş olabilir mi?

Lewis Hamilton, Mercedes AMG F1 W10

Lewis Hamilton, Mercedes AMG F1 W10

Fotoğraf: Andy Hone / Motorsport Images

Eski yarış pilotlarından Johnny Herbert, “Lewis şu anda kariyerinin zirvesinde. Onu pist üstünde izlemek büyük keyif veriyor. O, etrafında yaşanan her şeyi hissediyor ve adapte oluyor. Telsizden kimsenin ona bir şeyler yapmasını, yavaşlamasını, frenlerini korumasını ya da belli ayarlarını değiştirmesini söylemesine gerek yok. Sürüş yetenekleri aracın her yönünü kontrol altında tutmayı sağlar. Geçmişte de tüm büyük şampiyonlar bunu yaptılar. Takım içerisindeki en önemli taraf, pilot olmalı.” diyor.

Nico Rosberg, Hamilton’la takım arkadaşı olduğu dönemde telemetre verilerini ayrıntılı bir şekilde inceleyerek kullanabileceği tüm avantajları not alıyordu. Pilotların her turundaki her bir milimetredeki davranışları - direksiyon, gaz, fren, vites değişimi - kayıt altına alındığı için, veriler daha hızlı olan takım arkadaşınıza karşı performansınızı nasıl geliştirebileceğiniz konusunda yardımcı oluyor.

Williams sürücüsü George Russell ise bu konuya karşı çıkarak, “Gerçekten tonlarca veriyi incelemiyorum. Piste çıktığım her an bir fikrim oluyor. Pist koşulları hep farklı oluyor. Rüzgar hızı, sıcaklık, lastikler farklı oluyor. Bu yüzden o anki koşullara adapte olmanız gerekiyor. Bir virajda takım arkadaşıma kıyasla 0.15 sn kaybediyorsam, o zaman takım arkadaşımın ne yaptığına bakarım ancak iki farklı seansta aracı piste çıkardığınızda, şartların bir öncekiyle tamamen aynı olmasını bekleyemezsiniz çünkü diğer faktörler dengeyi etkileyebiliyor.” diyor.

Mühendislik sanatında her ikisinin uyum içerisinde olması gerekir. İyi bir yarış mühendisi verileri analiz ederken, aynı zamanda kokpitte yer alan pilotun geri bildirimlerini de dikkatli bir şekilde dinler. Ardından pilotuyla ortak bir şekilde aracı hangi yönde hazırlayacaklarına karar verirler.

“Bir mühendis, pilotunu iyi tanımıyorsa ya da onun yorumlarını dinlemeden sadece verilere bakıyorsa, o zaman çok rahat bir şekilde yanlış yolda ilerleyebilir.” diyor Haas’ın baş yarış mühendisi Ayao Komatsu ve şöyle devam ediyor: “Mesela, pilot bir virajda önden kayma sorunu yaşadığını söyleyebilir ancak eğer veriler o yorumu desteklemiyorsa, o zaman pilot o virajda direksiyonu daha fazla kilitlemiş olabilir. Mühendis, o virajda yaşanan sorunu çözebilirse pilotunun daha hızlı gidebilmesini sağlayabilir. Bu deneyimle oluyor ancak aynı zamanda kişiler arasındaki ilişkiler de önemli. Mühendis verileri incelerken aynı zamanda pilotu dinliyorsa, o zaman en ideal konfigürasyonu yakalamış olur.”

Veriler sürüş için faydalı olsa da, asıl faydası mühendislikte oluyor. Araçtan maksimum performansı çıkarabilmek için aracın her bir noktasında, mesela sürüş yüksekliği, lastik yönetimi ve güç ünitesi enerji kullanımı gibi birçok alanda ideali bulmayı başarıyorsunuz.

Peki tüm bunlar spor için aşırı mı? Formula 1 takımları için veri ediniminin önemi gittikçe artıyor. Bir kalemle alelacele lastik basınçlarının yazılmış olduğu kağıdın pilota verildiği dönemler çok eskilerde kaldı.

 

Ancak, F1’deki bilgi yaygınlaşması son yıllarda tüm toplumları vuran teknolojik devrimin küçük bir parçası aslında. Amerikalı ekonomi dergisi Forbes’a göre tüm dünyada yer alan bilgilerin % 90’ı sadece son iki sene içerisinde üretilmiş durumda.

Formula 1; borsa ve satış organizasyonları gibi birçok endüstri ile birlikte veri analizi biliminin içerisinde yer alıyor. Veri madenciliği ve algoritmalar aracılığıyla karar verme süreci artık sıradan bir şey. Bundan kaçınmak imkansız hale geldi.

2014 verilerine göre bir turda F1 aracı, gerçek zamanlı verilerle birlikte 20 MB civarında veri üretiyordu. Hafta sonu boyunca veri kaydı üzerinden 80 GB civarında veri indiriliyordu. Yıllar geçtikçe bu rakam da sürekli arttı.

Pilotların girdileri bir yana, F1 aracı üzerinde güç ünitesi fonksiyonlarından hidrolik sistemlerine kadar sanal olarak ölçülemeyecek hiçbir şey yok. Şasi üzerinde sıcaklığı ya da basıncı gerçek zamanlı ileterek dijital olarak saklanmasını sağlayan, elektrik sinyallerine dönüştüren 150 civarında dönüştürücü yer alıyor. Bu sensörler lastik ya da sıvı sıcaklıkları, süspansiyon hareketleri ve yakıt akışı gibi basit şeylerden, debriyajı, vites kutusunu ve diferansiyeli kontrol eden karmaşık aygıtlara kadar 1000’in üzerinde kanaldan bilgi veriyor.

Araçtan doğrudan gelen bu zengin veriler, hem pistte yer alan ekip, hem de takımın fabrikasında yer alan mühendislik ekibi tarafından analiz ediliyor. Veri mühendisleri iki ana sebepten dolayı verileri inceliyorlar. Birincisi aracın güvenli ve dayanıklı olmasını sağlamak, diğeri ise araçtan ekstra performans almak ve verimli olmasını sağlamak.

Ferrari SF1000

Ferrari SF1000

Fotoğraf: Giorgio Piola

GP Racing’e konuşan Mercedes’in takım patronu Toto Wolff, F1’deki veri zenginliğinin parmak ısırtacak seviyede olduğunu belirtti: “F1 gladyatör sporu, en hızlı adamların en hızlı makinelerde olduğu bir spor olsa da, burası aynı zamanda uzay aracı uçurulan bir yer gibi. F1’in DNA’sında yüksek teknoloji yer alıyor. İnsanlar bunu seviyorlar. Spor yüksek teknoloji ile devam etmeli.”

Sıradan bir cuma gününde gerçekleştirilen iki adet 90 dakikalık antrenman seanslarının ardından takımlar, hafta sonunun geride kalan bölümündeki stratejisini belirlemek için veriler üzerinde saatler geçiriyorlar. Cuma gününün koşullar açısından kısıtlı olduğu ya da yağmurdan etkilendiği yarışlarda, pazar günleri genelde daha eğlenceli oluyor. Takımlar daha önceden topladıkları verilere göre çalışmak yerine, aşırı lastik aşınması gibi beklemedikleri durumlara anlık olarak tepki vermek zorunda kalıyorlar.

Herbert, “Sporda biraz tahmin edilemez şeyler olmalı.Tüm takımlar cuma günkü verileri analiz edip, stratejilerini ona göre ayarlarsa, o zaman hepsi her şeyi doğru yapmış olur. Bu durumda yarışlar çok sıkıcı oluyor. Evet, teknoloji harika olabilir ancak en önemli şey gösteri.” diyor.

Buna karşın Haas mühendisi Komatsu, pist üstü zamanını kaybetmenin daha iyi kaynaklara sahip büyük takımların, küçük takımlarla aralarındaki farkı açmasını sağladığını düşünüyor.

Komatsu, “5 saatlik antrenman ve sıralamanın ardından, zirvedeki takımlarla alt sıralarda yer alan takımlar arasındaki fark 2 sn oluyor. Ancak sıralamalardan önce sadece yarım saatlik antrenman olursa, o zaman zirve ile diptekiler arasındaki fark devasa olur. Daha iyi işlemciye, daha gelişmiş simülasyon araçlarına sahip olanlar o zaman daha avantajlı olurlar.” diyor.

Mercedes, Ferrari ve Red Bull gibi daha iyi kaynaklara sahip olan takımlar, verinin günümüzde spordaki en önemli şey olduğunu söyleyeceklerdir. Ancak onların verileri analiz edecek ve daha iyi kararlar alabilecek daha fazla mühendisi var. Her seansın ardından, zirve takımları simülatör pilotlarını kullanıyorlar. Gerçek dünyadan gelen veriler kullanılarak, simülatörde çalışmalar başlıyor, farklı ayarlar deneniyor ve ardından sonuçlar pistteki takımla paylaşılıyor. Peki Formula 1, daha fazla mücadele için simülasyon kullanımını azaltmalı mı?

“Bence hafta sonu öncesinde takımların yapmış olduğu tüm simülasyon çalışmaları da yasaklanmalı.” diyor Haas pilotu Kevin Magnussen. “Aksi takdirde büyük takımlar çok büyük avantaja sahip oluyorlar. Küçük takımlar cuma ya da cumartesi günü sürüş yapamazlarsa, o zaman verileri analiz etme şansları da olmuyor ve hafta sonu boyunca ilerleme kaydedemiyorlar.”

Hibrit güç ünitelerinin karmaşıklığı ile modern F1 araçları, elektrik sistemlerinin detaylı gözlemi yapılmadan sürülemiyor. Üretici takımlar, otomotiv endüstrisi için F1’in teknolojik alanda öncülüğünü sürdürmesi gerektiğini savunuyorlar.

Williams'ın eski pilotu Robert Kubica, “1970 ya da 80’lere dönemezsiniz çünkü teknoloji dünyası sürekli ilerliyor ve F1 bu konuda zirvede olmak zorunda. 2006’da F1’de ilk yarıştığım dönemde şu ana göre daha az veri vardı ancak dürüst olmam gerekirse günümüzde daha az veriye sahip olmamızın çok büyük fark oluşturacağını düşünmüyorum. Güç ünitesi artık çok karmaşık. Simülasyon ya da veri kaybolursa, pilotlar için durum daha karmaşık hale gelir. Ancak yine de çok büyük değişiklik olacağını sanmıyorum. Dikkat etmemiz gereken şey şu ki, normal bir yol aracı F1 aracından daha fazla sensöre sahip olamaz…” diyerek teknolojiye destek veriyor.

F1’e daha fazla teknoloji girişi, yaşananları daha iyi anlama ve daha fazla performans kazanma çalışması sonucunda geldi. Bunun doğal sonucu ise çok daha büyük karmaşıklık oldu. Daha sade olan dönemlere dönüş konusunda bir arzu olsa da, Kubica’nın dediği gibi bunu başarmak, zamanı geri almak imkansız bir şey.

Harcamaları düşürmek için yarış pistine getirilen personel sayısında düşüş olabilir ancak yine de hafta sonu boyunca veri toplama çalışması devam edecektir. Lewis Hamilton koçluğa ihtiyaç duymasa da, iyi bir yarış mühendisi her zaman pilotun girdisi dışında çok fazla veriye ihtiyaç duyuyor.

Veri, modern Formula 1’in özünde yer alan bir şey. Onun kullanımıyla ilgili olumsuz çağrışımlar olsa da, verilerin spordaki kritik rolünü göz ardı etme şansımız yok. Sonuç olarak gösteri bundan olumsuz etkileniyor olabilir ancak F1’in motor sporlarının zirvesinde ve otomotiv endüstrisi ile bağlantılı kalabilmesi için, veri analizi de burada kalmaya devam etmek zorunda.

Sonraki haber
Kvyat, Ferrari ile testin ardından "ne pahasına olursa olsun" geri dönmek istemiş

Önceki haber

Kvyat, Ferrari ile testin ardından "ne pahasına olursa olsun" geri dönmek istemiş

Sonraki haber

F1, Avusturya GP kararını Mayıs sonunda verecek

F1, Avusturya GP kararını Mayıs sonunda verecek
Yorumları görüntüle

Bu Haber Hakkında

Seri Formula 1
Editör Abdullah Çelik