O Bir Yaşayan Efsane 'Michael Schumacher'

O Bir Yaşayan Efsane 'Michael Schumacher'

Michael Schumacher bugün Belçika Grand Prix'inin bitişiyle birlikte rekorlar kitabına bir satır daha ekledi. Michael pilotlar şampiyonasında 7. kez bir numara olarak gene kendine ait olan 6. şampiyonluk rekorunu kırdı. Alman pilot yarışı Kimi...

1992 yılında Jordan takımından Benetton'a geçerek Formula1 kariyerine başlayan Michael Schumacher o sene F1'deki ilk zaferini Belçika'da kazanmıştı. Ferrari'nin yaşayan efsane pilotu 1992 yılından bu güne geri kalan 12 yıl boyunca kariyerine kırılması zor rekorlar eklemeyi başardı.

82 gp zaferi ve 1166 puan bu rekorlarından bazıları. Ayrıca bu sezon 14 yarışın 12'sini kazanan Schumacher 7. şampiyonluğuna ayrı bi anlam katmayıda başardı.

35 yaşındaki Alman pilotun Formula1 tarihinde kıramadığı tek rekor ise Ayrton Senna'nın halen elinde bulundurduğu 65 yarışlık pole pozisyon derecesi. Ancak Michael bu son kalan rekorada çok yakın. Şu ana kadar 62 pole pozisyonu elde eden Schumacher'in henüz yarışması gerekn 4 ayrıca 2005 sezonunda 19 yarış bulunuyor. Biyografi MİCHAEL SCHUMACHER Kimilerine göre gelmiş geçmiş en iyi F1 pilotu,”Yağmurun Efendisi”, efsane sürücü.

Bazılarına göre ise yetenek fakiri bir jenerasyonun vasatın üstünde özelliklere sahip olan şanslı mensubu.Öyle ya da böyle.İyi veya kötü.Herkesin onun hakkında bir fikri var.Ya ölesiye çok sevilen ya da amansızca nefret edilen bir isim.Bir fenomen: MİCHAEL SCHUMACHER 3 Ocak 1969 ‘da Hürth Hermühlheim’da (Almanya) dünyaya gelen Michael in annesi Elisabeth bir kasap dükkanında çalışıyordu.

“İdeal pilotu yaratmak için genleri birleştirme şansım olsaydı,sadece Michael’ın,kiler yeterdi.” Üç defa dünya şampiyonu olmuş Niki Lauda’nın sözünü ettiği bu genleri Schumi’ye taşıyan baba Rolf ise zaman zaman inşaat işçiliği zaman zaman da karting kulübünde bekçilik yaparak ailesini geçindiriyordu.

İnşaat işçiliği belki aileye daha çok gelir getiriyordu ama kulüp bekçiliği, Michael’ın, gelecekte dünyanın en çok kazanan sporcularından biri olmasının yolunu açacak anahtar oluyordu. Rolf’un çalıştığı karting kulübünde kenara atılmış eski parçalardan yaptığı go-kard Schumacher’in motor sporlarına olan yeteneğinin ve ilgisinin keşfedilmesini sağlayarak,onu henüz altı yaşında Kerpen go-kart şampiyonu yapmıştı.  İleride ağabeyi ile pistleri ve podyumları paylaşacak olan küçük Schumacher’in yani Ralf’in doğumuda aynı günlere denk gelir.Aynı evde büyüyen bütün erkek kardeşler gibi Schumacherler de hem birbirlerinin en yakın müttefiki olacaklar hem de yine bütün kardeşlerin hayatları boyunca içten içe yaşadıkları sevgi-nefret bocalamaları arasında gidip geleceklerdi.Müttefiklik durumu çocukluktan çıkıp birer yetişkin olmalarından sonrada devam etti.

Formula 1’i yakından izleyenlerin bildiği gibi birbirlerinin başarısından mutluluk duyduklarını gizlemediler.Hatta kimi zaman yarış pistinde bir kardeşin diğeri için işleri kolaylaştırdığı bile iddia edildi.Örnek olarak da 2002 senesinde Interlagos pistinde yaşananlar gösterilir. Bu yarışta Ralf, Michael’ın, yarım saniye gerisinde ikinci olurken ağabeyini geçmek için hiçbir çaba göstermemekle ve hatta arkadan gelen sürücülerin yolunu kesip Michael’e yardım etmekle suçlandı.Bir çok gazeteci, “Michael’e yetişmeye çalışmalıydı.”, “Bir yarışçının böyle yapmaması gerekirdi.”, Montoya böyle yapmazdı.” diyerek küçük kardeşin büyüğüne yardım ve yataklık yaptığını açık açık yazdı.

Fakat kardeşler büyüdükleri zaman devam eden sadece birbirlerine olan destekleri değildi elbette.Küçükken olduğu gibi artık yumruk kavgaları yapmasalar da gaddarca savaştıkları da oluyordu.Özellikle yarışlarda.Michael’ın, isminin ve kariyerinin altında ezilmesi gayet doğal olan Ralf,şampiyon olmayı aslında diğer pilotlardan çok ağabeyini yenmek için istiyordu.Kendisini kanıtlamasının tek yolu “küçük Schumacher” değil “Ralf Schumacher “ olmaktan geçtiğini biliyordu çünkü.yarı Freudyen de olsa mantıklı bir varsayım… Michael’ın, okul günlerine dönersek,hiçbir zaman çok başarılı bir öğrenci olmadığını söylememiz gerekir.Hatta okuldan nefret ettiğini de.Bunun sebebini ise kendisi “çalışmayı sevmemek” olarak açıklıyor. Bir yandan mekanik teknikerliği okurken diğer yandan da sporla ilgilenmeyi sürdürüyordu.

Küçük yaşta kazanmaya başladığı birinciliklere rağmen onun için öncelik motor sporlarında değil futboldaydı.Judoyu bile hobi olarak gördüğü sürücülüğün üstünde tutan Michael,daha sonra judonun çok tehlikeli olduğuna karar verecek ve tehlikesiz olanı, yani yarışçılığı seçecekti!

Eğitim hayatı boyunca başarısız olmaktan,herhangi bir olaya karışmaktan ve kavga etmekten korktu.Bir okul anısını anlatması istendiğinde ”Bir keresinde neredeyse bir kavganın içine giriyordum fakat kendimi kontrol edebildim” demesi,yaşadığı ilginç bir olay olarak bunu seçmesi, korkularının ne denli büyük olduğunu gösteriyor.Yarış pistlerinin korkusuz ve başarıya şartlanmış pilotunun bilinçaltı hakkında bazı ipuçlarını verdiği gibi…

Meslek lisesinden sonra izleyeceği yol,girdiği go-kart yarışlarında aldığı derecelerden sonra belli olmuştu artık.Ailesinin maddi imkanları onu üniversiteye yollamak için uygun değildi.Bunu istemedi de zaten.Nefret ettiği okulu bitirip bir yenisine başlamaya hiç niyeti yoktu.İlk sponsoru olan kumar makineleri üreticisi Jurgen Dick,onun yarışması için gerekli desteği vererek pistlerde yer almasını sağladı.

Dolayısıyla bugün spor dünyası,kumar sektörüne bir şampiyon borçludur.Formula 1 pilotlarının büyük çoğunluğu Monaco’ya yerleşerek,yaptıkları reklamla bu borcu ödemiş sayılabilirler belki ama esas amacın kazandıkları milyonlarca dolardan mümkün olduğu kadar az vergi vermek olduğunu da unutmamak lazım. İlk önemli kontratını 1989 yılında henüz 20 yaşındayken Dünya Spor Otomobiller Şampiyonası’nda iki yıl yarışmak üzere Mercedes ile yaptı. Bu anlaşmanın arkasındaki isim ise bugün hala birlikte çalıştığı Willi Weber’di.Çok küçük yaşta go-kart ile başlayan motor sporları kariyeri,Almanya ve Avrupa’da kazandığı bir çok başarıdan sonra spor otomobillere terfi etmişti artık.Mercedes takımıyla girdiği yarışlarda Michael’ın, CV’ sine yeni başarı notları eklenmeye devam ederken hayatının asıl dönüm noktası olan 1991 yılına gelindi.

Bir Formula 1 pilotu olmasına yol açan iki kahraman vardır: Bir taksi şoförü ve Schumi’nin bir meslektaşı.Evet,tüm zamanların en iyi pilotlarından birisi olarak nitelendirilen Michael Schumacher,tamamen kendisi dışında gerçekleşen bir rastlantı sonucu daha sonra mutlak krallığını ilan edeceği F1 dünyasına adım attı.Jordan takımının Belçikalı pilotu Bertrand Gachot Londra’da bindiği bir taksinin şoförü ile kavga edip tutuklanınca Michael kendini hiç beklemediği bir anda Spa pistinde Jordan pilotu olarak bulur.Katıldığı ilk F1 yarışının sıralama turlarında,diğer tecrübeli pilotların arasında yedinci olarak Flavio Briatore’nin dikkatini çekmesi ve Benetton Ford’un kokpitine oturması ise fazla uzun sürmedi.

1991 sezonunu pilotlar sıralamasında 12’nci sırada tamamlarken,gelecek yıllarda yapacaklarının da ilk işaretlerini veriyordu aslında.Korkusuz pilotajı ve dikkat çekici tekniğiyle 22 yaşındaki bu genç sürücünün,tecrübe kazandıkça rakipleri için ne kadar büyük bir tehlike olacağını herkes anlamıştı artık. Benetton takımında yarış mühendisi olan Pat Symonds,-ki kendisi Ayrton Senna ‘nın da Toleman takımında yarış mühendisliğini yapmıştı- “Senna gibi Schumacher de pisti hiç bilmese bile daha ilk virajdan itibaren otomobili limitlerde kullanmaya başladı.Diğer pilotlarsa önce en az iki-üç tur atıp pisti ve otomobili tanımaya çalışır” diyerek, Michael’i daha ilk yılında efsane pilotlarla aynı kefeye koydu.

İlk virajdan itibaren zorladığı limitlerse sade otomobilinkiler oluyordu. “Daha hızlı olmaktan beni alıkoyan her zaman aracın limitleri olmuştur, kendiminkiler değil” deyip kişisel sınırlarına hiçbir zaman ulaşamadığını anlatırken aynı zamanda iyi pilot olmak için neyin gerekli olduğunun da altını şu sözleriyle çiziyordu.

“Başarılı olmak için sadece limitleri zorlamak değil,bu limitleri kendi isteğin doğrultusunda istikrarlı bir şekilde tekrarlayabilmek de gerekir.” (virajlara alışılanın aksine son derece hızlı giriyor,çok az bir fren süresinden sonra yine müthiş bir hızla çıkıyordu.Nasıl bir teknik uyguladığı sorulduğu zaman, “ Aslında çok basit.Diğer sürücülerin bıraktığı en son fren izini geçip öyle frene dokunuyorum” yanıtını veriyordu.) Nitekim 1998’de Suzuka pistinde sezon sonu yapılan testler sırasında o kadar düzenli ve benzer zamanları üst üste yapmıştı ki, Bridgestone mühendisleri o zamana kadar hiç elde edemedikleri bilgilere kavuştular.Ertesi yıl Michael’ın ve Ferrari’nin en büyük rakibi konumundaki McLaren’in otomobillerinin üstünde “Geliştirme Ortağı” ibaresini taşımasına rağmen, Bridgestone temel test programlarını ve desteğini açıkça Ferrari’ye kaydırdı.

”Bir pilota neden yılda 35 milyon dolar ödenir?” sorusunun yanıtlarından biri olarak bu olay aklımızın bir köşesinde durabilir. 12’ncilik ile başladığı F1 macerasının ikinci yılında yani 1992’de üçüncülüğe fırlayarak dikkatleri ve bazı şimşekleri de üzerine çekti.Bu şimşekler zaman içerinde isminin etrafında kopacak olan fırtınaların habercisiydi. “Tarihteki en şanslı pilot”, “Başına herhangi ters bir şey gelmesi mümkün olmayan adam”, “Schumacher’in balı”, Shell’in madeni yağlarından bile daha etkili bir faktör”…

Aldığı dereceleri yeteneğinden çok talihine bağlayanların onun için söyledikleri bu gibi sözler kafaları karıştırsa da 1993’teki dördüncülüğünden sonra iki yıl üst üste Benetton’a getirdiği pilotlar şampiyonluğu (94-95) sadece şans ve tesadüfle açıklanabilecek sınırları çoktan aşıyordu.

Özel yaşantısı da iş hayatı gibi yolunda gidiyordu Michael’ın. Uzun süredir beraber olduğu Corinna ile 1995 Ağustos’unda evlenince, zaten disiplinli olan hayatı daha da düzenli bir hale geleceğinden Formula 1’ in ve yarışseverlerin kendisinden beklentileri de iyice arttı.

Arka arkaya gelen zaferler Schumi efsanesinin başladığının habercisiydi.Motorsporları dünyasının gözleri,yeni gözdesinin üstüne odaklanmıştı.Bütün takımlar bu genç yeteneğin kendi bünyelerinde olmasının hayalini kurarken, hayali gerçeğe çevirmek üzere harekete geçen İtalyan otomotiv devi Ferrari oldu.

80’li yıllarda pilotlar şampiyonluğunu hiç kazanamayan İtalyanlar, 90’lı yılların ilk yarısını da Tifosi’ye bu sevinci yaşatamadan geçirmek zorunda kalmışlardı. Hemşehrileri Benetton’un keşfi olan genç Michael’ın tam aradıkları adam olduğunu düşünerek transfer ettiler. Bu noktada Schumacher olağan üstü zekasını bir kez daha göstermiş ve eski takımındaki teknik direktörü Ross Brawn’ın da Ferrari’ye onunla beraber gelmesini sağlamıştı.Bu ikili hem organizasyon sorunu yaşayan Ferrari’nin garajını ve pit’ini hale yola koyacak, hem de yarışlarda en az otomobil ve pilot kadar önemli olduğu tartışılmaz olan yarış taktikleri konusunda devrim yapacaklardı.

Bir çok grand prix Schumacher - Brawn ekürisinin taktikleri ve stratejileri sayesinde Ferrari tarafından kazanılacaktır. Pit-stop, pilotlar tarafından yapılması zorunlu bir ihtiyaç molası olarak görülürken, Michael onu da nasıl mükemmel hale getirip rakiplerine nasıl üstünlük sağlayabileceğine kafa yorarken bazı stratejiler geliştirdi. Pit’e girişte ve çıkışta otomobili yavaş kullanmak sorgulanmayan bir gelenek halindeydi.

Schumi ise pit bölgesinde de limiti zorlamaya başlayarak her rakibine kafadan birkaç saniye avantaj sağlamaya başlamıştı. Yarış birincisinin bazen saniyenin yarısı kadar farklarla ortaya çıktığı bir spor dalında hiç de küçümsenemeyecek bir avantajdı bu. Kimsede küçümseyemedi zaten. Son iki yılın şampiyonu yeni evindeki ilk sezonunu üçüncü olarak tamamladı(1996). Beklenen zafer gelmemişti ama altyapı tamamlanmış, en iyi ekip kurulmuş ve zafer için geri sayım başlamıştı.Artık sıra işin vitrin bölümüne yani podyumun en üst basamağına kırmızı tulumuyla çıkmasına kalmıştı.

97 sezonunda, 18 yıllık dünya şampiyonluğu hasretlerinin biteceğinden başta Michael olmak üzere bütün İtalya çok emindi. 1997’de Schumacher birinci olamadı. İkinci ve hatta üçüncü de. Sezon bittiğinde almış olduğu puan 0’dı.Yazıyla sıfır. Aslında her şey güzel başlamıştı.Çekişmeli geçen bir yarış döneminden sonra Michael ile Jacques Villeneuve şampiyonluk mücadelesinde baş başa kalmışlardı.

Büyük bir Formula 1 pilotunun oğlu olan Villeneuve, babası gibi yetenekli bir sürücü olarak Schumi’yi sonuna kadar zorluyordu. Jeres pisti koşulmaya başlandığında nefesler tutulmuş herkes şampiyonun ortaya çıkacağı bu etabı dikkatle izlemeye koyulmuştu.Yarışın sonlarına doğru rakibinin arkasında kalan Michael, geçemeyeceğini anladığında yıllar sonra “En kötü Formula 1 anım” diyerek hatırlayacağı son hamlesini yaptı. Arkadan çarparak Jacques’ı yoldan çıkartmaya kalkıştığında aslında kaybetmiş olduğunu anlayan insanların çaresiz tavrını sergiliyordu. Beceremedi, kendi arabası yoldan çıktı ve yarış dışı kaldı. Hakem kurulu Schumacher’in o sene aldığı bütün puanları sildiğini ilan ederken, İtalyan firmasının büyük umudu sıfır çekerek ikinci yılını kapatmıştı. Oyun, set ve maç Villeneuve’ündü.

Bu olay, Michael Schumacher isminin de “Spor ahlakı”, “Etik değerler” ve “Fairplay” tartışmalarının santra noktasına konmasına vesile oldu tabi… Şampiyon, kazandığı onca başarıya ve aradan geçen yedi seneye rağmen adını hala o orta noktadan silebilmiş değil. Kendini savunmadı. Tek söylediği “Limitleri aşıp, sınırlarınızı zorladığınız zaman bu iş çok tehlikeli olabiliyor. Amaç, devamlı ileriye gitmeye çalışan değil, her zaman arkasına da bakan bir pilot olabilmektir” olmuştu… 97 yılı Schumacher için hüzün, utanç ve sevincin bir potporisi şeklinde geçti. Kariyerinin en kötü ve bunalımlı günlerini geçirirken , bir yandan da ilk kez baba olmanın mutluluğunu yaşıyordu.

Şubat ayında ilk çocuğu, kızı Gina Maria dünyaya gelmişti. Schumacher ailesi İsviçre’nin Cenevre kenti yakınlarındaki Vufflens köyünde artık üç kişiydi. Aynı yıl küçük kardeşi Ralf de Formula 1’e katılmıştı. Henüz 21 yaşındaydı. Meşhur genleri sayesinde birçokları yeni bir kahramanın daha ortaya çıkacağını düşünüyorlardı. Fakat Ralf taşıdığı soyadının, içinde bulunduğu camiadaki ağırlığını taşımakta önceleri zorlandı. İlk zamanlardaki performansı sevenlerini üzerken, başarısızlık kelimesini Schumacher adının yanında telaffuz etmek için bir fırsat bekleyenleri de sevindirdi.

Küçük kardeşe “Rolex Ralf” denerek yeteneğinden çok ismiyle Formula 1’e katıldığının ima edilmesi, aslında büyük kardeşe pistlerde kolay kolay vurulamayan darbenin belden aşağı şeklinden başka bir şey değildi. Ralf zorda olsa bunların üstesinden yavaş yavaş gelmesini bildi. Şimdi o, ağabeyinin jübilesini ve pistlerdeki tek Schumacher olarak kalmayı bekliyor. Belki Michael’da arkasından gelecek şampiyonun yine bir Schumacher olması için veliahtının iyice pişmesini. Kim bilir? Fizik kondüsyonuna çok dikkat ediyordu. Yarış için gidilen her şehirde otelin fitness salonunda bıkmadan saatlerce tek başına çalışırdı.

Bu sırada diğer pilotlar jet-lag’den şikayet ederken sağda solda dolaşıyor oluyorlardı. O da bu üstünlüğünün farkındaydı.“Yarış sırasında bazen, ben bu kadar yorulmuşsam diğerleri kim bilir ne haldedir der ve canlanırım.” 1998’de Michael, yine arkadan vuran pozisyonunda olduğu bir kaza yaşadı. Bu defa çarptığı, Formula 1’in karizmatik sürücülerinden İskoç David Coulthard idi. Fakat bu sefer her hangi bir kasıt görülmemiş ve puanlarına dokunulmamıştı. Oysa ona göre kasıt vardı; “David Coulthard, düzlükte sebepsiz yere yavaşlanmayacağını bilecek kadar iyi bir pilot. Bilerek önüme geçtiği ve yavaşladığı düşünülebilir.” Düşünmekle kalmamış, finişten sonra garaj girişinde İskoç pilotun üzerine saldırmak istemişti. Eğer Ferrari’deki takım arkadaşları onu engellemeyi başaramasaydı, belki de çıkacak kavganın sonu tekrar puanlarının silinmesine kadar gidecekti.

Bir yıl önceki fiyaskonun tam üstüne hem de. Bütün kazalarına ve hırçınlıklarına rağmen Ferrari takımı her zaman bir bütün olarak Michael’in arkasında yer alıyordu. Tabii hiçbir şey gibi bu da durup dururken olmuyordu. Schumacher, Ross Brawn’un dışında çok önemli bir kavramı da beraberinde Ferrari’ye taşımıştı: Takım Ruhu. Diğer pilotların yaptığının aksine işi bitince hemen test alanını bırakıp evine gitmiyor, gece saat 10’a, 11’e kadar mekanik işçileri ile vakit geçiriyordu. Akşam yemeğini beraber yiyerek sohbet ediyorlardı.

Birisine çocuklarının okul durumunu sorarken, diğeriyle hasta annesinin sağlığından bahsetmesi sık görülen durumlardı. Ailevi konularda tavsiyelerde bulunarak, birlikte fotoğraf albümlerine bakarak bütün takımın arkadaşı olmuştu. Her biri çok iyi profesyoneller de olsalar, bir selamı bile kendilerinden esirgeyen pilotlarla, onlara kahve ısmarlayan ”arkadaşlarını” bir tutmalarını bu insanlardan beklemek elbette ki biraz hayalcilik olur.

Sadece ekibin üyeleri ile olan ilişkileri değildi değişik olan.”Takım”a bakışı da farklıydı.”Benim felsefem, hızlı olan pilotun takım tarafından desteklenmesini sağlamak üzere kurulmuştur. Çünkü bu şampiyonluk için en iyi yol. Ben Ferrari’de bunu sağladım.” Takımın başkanı, teknik direktörü, menajeri ve bütün diğer yetkilileri dururken “Ben sağladım” vurgusunu istisnasız bütün Formula 1 pilotlarında olduğu gibi Schumi’de de son derece gelişmiş olan egosundan mı, yoksa haklı olmanın verdiği güvenden mi geldiği tartışılır. Ama hızlı olanın desteklenmesi gerektiğini söylerken arkasına dönüp bakarsak, gerek Nelson Piguet, Martin Brundle gibi kariyerli yıldızlar gerekse JJ.Lehto, Joss Verstappen, Eddie Irvine, Rubens Barrichello gibi çok yetenekli pilotlarla yaptığı ortaklıkları görüyoruz ki…Yine de cevap değişmez: Hayır, tartışılmaz. Evet, başarılı taktikleri o kurmuş, o sağlamıştır.

Bütün kariyeri boyunca takım arkadaşlarından daha hızlı olup takımın yanında olmasını sağlamakla kalmadı. Takımı kendi etrafında şekillendirdi. 1999. Kaza bu defa Formula 1’in İngiltere ayağında meydana geldi.

Ne puan silinmesi ne de başka bir ceza aldı. Ama bir sporcunun, bir Formula 1 pilotunun başına gelebilecek en talihsiz olaylardan birini yaşıyordu: İçine sıkıştığı otomobilinden zorlukla çıkartıldığında bacağının kırılmış olduğu anlaşıldı. Ferrari’nin pilotlar şampiyonluğundan uzak yıllarının sayısı 21’e çıkarken vuslat yine başka bir bahara kaldı. Sezonun geri kalanında yarışamadığı halde yine de sıralamada 44 puanla beşinci sırayı alarak “acaba sakatlanma bu yıl başaracak mıydı?” Sorusunu akıllara soktu. Michael’ın acıyı ve sevinci aynı sene yaşaması geleneği de bozulmadı.

Pistlerden uzak kalmanın üzüntüsünü ikinci çocuğunu kucağına alarak hafifletecekti. Oğlu Mick, Mart 1999’da doğdu. Michael Schumacher’i kariyeri boyunca tam anlamıyla geçebilen pilot sayısı iki elin parmaklarını geçmez. Ama herhangi bir sebepten bitiremediği yarışlarda kürsüye çıkanlar ya da takım talimatları gereği yol verdikleri bu hesabın içinde değil. Bahsedilenler başa baş, kora kor son tura kadar süren bir mücadeleden sonra damalı bayrağı ondan önce gören sürücüler. Özellikle son yıllardaki inanılmaz performansından ve başarılarından sonra onu mağlup eden pilotlar verdikleri röportajlarda, Schumi’yi nasıl geçtiklerini övüne övüne anlatıyorlar.

Ama karşılarındaki rakip Schumacher olduğu için övünmelerini biraz da hoş görmek gerekiyor. Efsane yarışçılardan Alain Prost: “Elbette başından beri Michael’ın ne kadar iyi olduğunu biliyorduk. 1993’de Estoril’de arkasında kaldığım sırada kendi kendime ne kadar zorlu olduğunu, ne kadar limitlerde otomobil kullandığını düşündüğümü hatırlıyorum.

O zamanlar sanırım bu kadar hızlı da değildi. Ama zamanla tecrübe kazanıp olgunlaştıkça ne kadar iyi olabileceğini belli etti. Aslında o ve diğerleri arasında fark o kadar da büyük değil. İnsanların düşündüklerinden bile daha az. Onunla ilgili bileşenler onu farklı kılıyor, sadece sürüşü değil. Başkaları yarışlarda taktik ve ya dayanıklılık problemleri yaşayabiliyor. Ancak Ferrari, hemen hemen hiç hata yapmıyor ve psikolojik olarak da bir avantaj sağlıyor. Dediğim gibi sadece sürüş yetenekleri olarak aradaki fark o kadarda büyük değil ama Michael bütün takımı kendi etrafında toplamayı başardı. Bu da onu yenmenin son derece zor olmasına neden oluyor.”

Prost burada kibarca ve kısaca “benim de altıma o arabayı verseler, bende o ekiple çalışsam başarılı olurum” diyor. Ama Ferrari takımında bugüne kadar Schumi ile yarışan diğer pilotlar aynı araba ve aynı takıma sahip olmalarına rağmen bir iki istisna yarış hariç onu geçebilmiş değiller.

Bunlara bir örnek Michael’ın hali hazırdaki partneri Rubens Barrichello’nun Michael için söyledikleri:“Olağanüstü bir pilot ve takım arkadaşı olarak onu özel yapan nedeni net olarak görebiliyorum. Onu diğer pilotlardan ayıran özellik başkaları gibi kötü günü olamaması. Performansı hep sabit. Herhangi bir anda piste çıkıp hemen en iyi turunu atabilir. Otomobilini en iyi performansa çıkartmak için hiç yılmadan çalışıyor ve şu ana kadar ki başarılarının hepsini kesinlikle hak etti. Bütün bunlar zaten zor olan onu geçme işini daha da güçleştiriyor. Avusturya’da baştan sona en üst limitlerimde yarıştım. Sanki yetmiş tane sıralama turu attım ve hiç hata yapmadım. Yine de hemen arkamdaydı. Ona yol verdiğim için içimde en ufak bir kırıklık yok. Çünkü onu tanıyorum. Eğer şampiyonluk için mücadele eden ben olsaydım, yol vermekte bir an bile tereddüt etmezdi biliyorum. Yarış sonrası beni tebrik etti ve eminim ki o yarışı kazananın ben olduğumu o da kabul etmişti.”

Rubinho, ne kadar kırılmadığını da söylese bu sözleri ile kendini ele veriyor aslında. Çok haksız da sayılmaz aslında.Bütün bir yarışı önde götürmesine rağmen kenardan verilen bir takım emriyle finişi görmesine çok az bir mesafe kala Schumacher’e yol vererek birinciliği ona altın tepsi içinde ikram etmişti.

Bu olay Formula 1 dünyasında çok tartışılan Ferrari’nin takım emirleri konusunu uzun süre gündemde tutmuştu. Birçok yarışsever bu yüzden Ferrari’den nefret ederken haksız yere Schumacher’i suçlamaktan da geri kalmadılar. Sanki bu emirler sadece Schumi orada olduğu için uygulanıyormuş gibi. Oysa Ferrari için her zaman önce takım ve otomobil gelir, pilot değil.

1958 ve 1964 dünya şampiyonlukları da bu taktikler ve emirler sayesinde kazanılmıştı. Yani Ferrari bu emirleri mutlaka uygular. Michael’lı ya da Michael’sız. Belki takım emirleri olmasaydı Schumacher şimdikinden daha az şampiyonluk kazanacaktı ama asıl kaybeden takım, yani Ferrari olacaktı. 2000 yılı onun için altın bir dönemin başlangıç noktası olarak kabul edilebilir.

Sadece Formula 1 şampiyonu olduğu için değil. Elbette ki şampiyonluk önemliydi. Özellikle Ferrari açısından. Neredeyse çeyrek asır sonra gelen bu başarı İtalyan otomobil firmasının, yaptığı yatırımın somut olarak karşılığı demekti.Zaten bir marka için yarış takımı kurmanın birinci amacı, satacağı binek arabaları için pazar payını arttırmaktan başka bir şey değildir. Ferrari’de 20 yıldır harcadığı paraların neticesini nihayet tekrar görmeye başlıyordu. Ama Schumi tarafından bakıldığında istatistiklere bir tane daha birincilik yazdırmaktan çok daha sevindirici gelişmelerin ilk adımıydı bu yıl. Uzun süren şansız, kazalarla dolu bu dönem sona ermiş, hem kendi pilotluk tekniği hem de takımın teknik ve taktik anlayışı mükemmele yakınlaşmıştı.

Artık neredeyse kendi kendine yarışacağı zamanlar başlamıştı.“Schumacher istemedikçe kimse onu geçemez” şeklinde tanımlanabilecek bu dönemin ilk yılında aldığı puan 108, derecesi ise elbette şampiyonluktu. Kendi istemedikçe, çok büyük bir hata yapmadıkça şampiyonluğu kaptırması mümkün gözükmemekteydi. O da aldığı puanları daha yukarı çekmeye çalışarak kendisiyle olan mücadelesine devam etti. En az Ferrari kadar güçlü bir otomobilin ve en az Schumi kadar iyi bir pilotun ortaya çıkıp ona rakip olmasını beklerken bir yandan da sosyal yardım kampanyalarına destek verdi.

Unicef’e tek bir seferde bir milyon dolar verirken, kimsesiz çocuklar yararına düzenlenen futbol maçında oynarken belki de aklında hep kendi fakir çocukluğu vardı. Hem ihtiyacı olan çocuklara yardım elini uzatıyor hem de “yarışçı olmasam, futbolcu olurdum” diyecek kadar çok sevdiği futbol tutkusunu dünyanın en ünlü yıldızları ile aynı sahayı paylaşarak gideriyordu. Üstelik Ronaldo, Zidane, Nesta gibi isimlerin arasında hiç sırıtmadan gollerini, asistlerini sıralayarak. Bu arada 2001 yılı puanı 123 olmuş, sonuç değişmemişti. Yani yine şampiyon. Sıradan insanlardan farksız olduğunu söylüyor Michael.

Yılda kazandığı yaklaşık 100 milyon dolar, dünya üzerindeki yüz milyonlarca hayran ve saatte 350 kilometre gibi müthiş hızlara çıkılan yarışlarda nabız atışını 80’de tutabilmesi gibi detayları dikkate almazsak çok da haksız sayılmaz. Tenis oynamayı, kayak yapmayı, makarnayı, elma suyunu ve rock müziği seven sıradan bir insan.

Ama bu sıradanlığa gölge düşüren, çok hassas olarak nitelendirilebilecek birkaç özel yeteneği var. Fakat o kadarı kadı kızında da olur. Mükemmel bir konsantrasyon yeteneğine sahip mesela, ama buna karşın etrafında olan bitenin de her an farkında. Ferrari’nin Monza’daki merkezinde uzun bir masanın bir ucunda yarış mühendisiyle birlikte çok karışık telemetre ölçümlerini konuşurken, masanın diğer ucunda da takım arkadaşı kendi mühendisiyle aynı işi yapıyordu. Çok sayıda teknisyende masanın etrafındaydı. Masadaki herkes birbiriyle konuşurken odaya çok ağır bir atmosfer hakimdi.

Michael yüzde yüz konsantrasyon gereken konuşmasını birden keserek odanın ve masanın diğer ucundaki takım arkadaşına döndü ve, “Bence yanlış bir yöntem kullanıyorsunuz. Ben onu denedim bir işe yaramıyor” dedi. En hassas konulara konsantre olduğu zaman bile etrafında olanları her an takip edebiliyor. Bu ve bunun gibi birçok örnek algılama yeteneğini ortaya koyar. Kulakları da bunca yıldır F1’in içinde olmalarına rağmen olağanüstü çalışıyor. Motorun sesindeki en küçük değişikliklerin bile anında farkına varıyor ve patlamadan önce motoru kapatıyor.

Bu tür bir yetenek hem doğabilecek milyonlarca dolarlık zararları engellerken hem de mühendislerin tasarım veya materyaldeki hataları görebilmesi açısında paha biçilmez avantajlar sağlıyor. Elbette ki patlamış ve yanmış bir motordan sorunun nedeni ile ilgili fazla bir ipucu elde edilemez. Keza Schumi’nin görme yeteneği de biz sıradan ölümlülere göre kusursuz. Eğer otomobilde yeni bir gelişme varsa ve bu onu gerçekten heyecanlandırıyorsa denemek, test etmek için ertesi günü beklemiyor. Hava kararmış da olsa test sürüşünü mutlaka yapıyor. Pistin tamamen geceye teslim olmuş karanlık halinde yaptığı sürüşlerle gündüz yaptıkları arasındaki farksa sadece saniyenin onda ikisi kadar oluyor.

Yorgun bir şekilde testin bitmesini bekleyen mühendislere de alkışlamaktan başka yapacak bir şey kalmıyor. 2002 ve 2003 sezonlarında da sürpriz bir sonuç çıkmadı. Ama 2003 yılında 97 ve 99 yıllarında olanın tam tersi bir durum gerçekleşti: Önceki yıllarda pistte talihsizlik yaşayıp özel hayatında mutlu olan Schumi, bu kez şampiyonluklara rahatça ulaşırken sevinci gölgeleyen bir acıyla sarsılıyordu. 20 Nisan 2003 günü, tam San Marino grand prix’inin sabahında annesini kaybetti.

Buna rağmen hem Michael hem Ralf yarışa katıldı. İşlerini bitirdikten sonra annelerine karşı son vazifelerini yapmak üzere yola çıktılar. Birinci olan Michael kupasını bile almadı. Onsuz yapılan seromonide ise şampanya patlatılmadı, müzik çalınmadı. Şampiyonun acısını milyonlar paylaştı… Son yıllarda artık şampiyonun kim olacağı değil de diğer pilotların Schumacher’den kaç yarış alabilecekleri merak ediliyor. Bu haliyle Formula 1’in heyecanını kaybetmeye başladığı, ratinglerinin düştüğü dolayısıyla reklam gelirlerinde de hatırı sayılır bir azalmanın kapıda olduğu yadsınamaz bir gerçek.

“Nasılsa yine Schumacher kazanacak” diyen yarışseverler, Formula 1 izlenmez oldu onun başarısı yüzünden. F1 kurmaylarının Schumacher’li Ferrari’nin yarışları daha fazla domine etmemesi için kuralları değiştirdi, alttakilerle üsttekileri yakınlaştırma çabaları içine girdi. Ne sonuç alınacağını zaman gösterecek ama 2004’ü de aldığını düşünürsek hayalkırıklığı kapıda gibi. Zaten, yarış sırasında farkı çok açtıktan sonra rakipsizlikten sıkılan ve bir yandan otomobili kullanırken bir yandan da telsizden teknik direktörüyle bilgi yarışması yapan bir pilota karşı alınacak önlemler ne kadar umut verici olabilir.

Bazıları için insanüstü yetenekleriyle bir aziz, bazıları içinse kariyeri boyunca beygir gücü en iyi üç arabadan biri olmayan bir otomobille sadece bir sezon yarışan onda da Damon Hill’den tur yiyen şanslı ve fırsatları değerlendirmeyi bilen sıradan bir pilot… Formula 1’in içinde olup Schumi hakkında yapılan tartışmalara belki de en uzak kalan kişi ise kendisi. Yani Michael Schumacher. “Bazen sadece otomobilime binip eve gitmek istiyorum.” Belki de 2004 sezonunun sonunda, 2006’ya kadar olan sözleşmesine rağmen koltuğunun altına yedinci şampiyonluk kupasını alıp gerçekten evine gider…

MOTOR SPORLARI KARİYERİ

1984: Almanya Junior Karting Şampiyonası, Birinci… 1985: Almanya Junior Karting Şampiyonası, Birinci…Dünya Karting Şampiyonası, Birinci… 1986: Almanya Junior Karting Şampiyonası, Üçüncü…Avrupa Karting Şampiyonası, Üçüncü… 1987: Almanya Junior Karting Şampiyonası, Birinci…Avrupa Karting Şampiyonası, Birinci… 1988: German Formula Koenig Şampiyonası, Birinci… Avrupa Karting Şampiyonası, Birinci… 1989: Almanya F3 Takım:WTS, Üçüncü… 1990: Group C Racing (Mercedes Benz C11), Beşinci… 1991: Sportcars, Takım: Wendlinberger, Dokuzuncu…Japonya F3000, İkinci…   Le Mans 24 Saat Yarışları, En hızlı tur zamanı…    

FORMULA1 KARİYERİ

1991: Jordan Benetton Puan: 4 Sıralama: 12 1992: Benetton Puan: 53 Sıralama: 3 1993: Benetton Puan: 52 Sıralama: 4 1994: Benetton Puan: 92 Sıralama: Şampiyon 1995: Benetton Puan:102 Sıralama: Şampiyon 1996: Ferrari Puan: 59 Sıralama: 3 1997: Ferrari Puan: 0 (78) Sıralama: Diskalifiye 1998: Ferrari Puan: 86 Sıralama: 2 1999: Ferrari Puan: 44 Sıralama: 5 2000: Ferrari Puan: 108 Sıralama: Şampiyon 2001: Ferrari Puan: 123 Sıralama: Şampiyon 2002: Ferrari Puan: 144 Sıralama: Şampiyon 2003: Ferrari Puan: 93 Sıralama: Şampiyon 2004: Ferrari Puan: 120 Sıralama: Şampiyon

TurkiyeF1

BÜYÜK BİR AİLENİN PARÇASI OL!

Yorum yaz
Yorumları göster
Haber hakkında
Seriler Formula 1
Haber tipi Son dakika