Horner'ın Red Bull öncesi renkli kariyeri

Horner'ın Red Bull öncesi renkli kariyeri

Red Bull Racing'in takım patronu ve geçen sezon Dünya şampiyonu bir takım patronu olmadan önce Christian Horner'ın bir yarış pilotu olduğunu biliyor muydunuz? Edd Straw, Autosport'daki yazısında son yılların flaş takımını yöneten...

Formula 1 padoğu eski pilotlarla doludur.

Bazıları emekli olmuş efsanelerdir, bazıları oldukça iyi yarışlar çıkarmış olsalar da yeterince ünlü olamamışlardır ve bazıları ise Formula 1'e adım atamadan alt serilerde sönüp gitmişlerdir.

İşte Red Bull'un takım patronu Christian Horner, saydığımız 3. sınıfa dahil olan bir pilottu.

Horner, 1992'den 98'e kadar alt Formula serilerinde yarışmıştı. Kendisinin de kabul ettiği bir gerçek ise bu serilerde asla zirveyi zorlayacak bir başarısı olmadığıdır. Fakat en azından Formula Renault Britanya serisinden F3000'e geçişi onun kariyerini kökten değiştiren bir adım olmuştu.

Çoğu Grand Prix pilotu gibi onun kariyeri de ebeveynlerinin desteği ile başlamıştı.

Horner kariyerine başlangıcını, 'Babamlarla bir anlaşma yapmış ve üniversiteye gitmek yerine motorsporlarına adım atmıştım. Bir sene boşta kaldım, ama yine de üniversiteye gitmedim!' sözleri ile anlatıyor.

Horner, 1992'de Formula Renault'ya Manor Motorsport ile adım atmıştı. Takım şu anda Virgin'deki rakibi John Booth tarafından yönetiliyordu. O sezon şampiyon Pedro de la Rosa olmuş ve Horner sezonu 4. sırada tamamlamıştı. Takım arkadaşı ise 3. olmuştu. Öte yandan sezonun en başarılı çaylağı seçilmişti.

Horner o yılları hakkında, 'Hedefim bir grand prix pilotu olmaktı. Karting'den Formula Renault'ya geçtim. Bir burs kazandım ve bu sayede yarış lisansımı ile lastiklerimi tedarik edebildim.' diyor.

'Formula Renault oldukça rekabetçiydi. Jason Plato (BTCC (Britanya Binek Otomobiller Şampiyonası) efsanesi) benden önce Manor'da yaırşıyordu ve onun yerine geçmiştim. Pedro gibi çok iyi pilotlar vardı. İyi bir ilerleme kaydettim ve hatta bazı yarışlarda pol pozisyonunu almayı başardım.'

'İlk galibiyetimi Galler'deki Pembrey pistinde aldım. O galibiyeti Pedro'yu geçerek elde etmiştim, ve hala ona o yarışı hatırlatırım.'

Horner, Formula Renault'daki zamanlarını kariyerinin en keyifli vakti olarak değerlendiriyor.

O sıradaki takım patronu Booth ise Horner hakkında, 'Onun ilk 6'da bitirmesi şans eseri değildi. O çok kibar ve düzgün bir genç adamdı. 1992'de bizimle iyi bir iş çıkardı.' sözlerini sarfediyor.

Horner bir sonraki sezon Reynard takımı ile Britanya Formula 3'e geçme kararı almıştı. Ardından Silverstone'da çok büyük bir kaza geçirmiş ve yetersiz Van Diemen şasisi ile zor anlar yaşamıştı. Herşeye rağmen Jamie Spence'in ardından 2. olmayı başarmıştı.

1994'de ise Fortec Motorsport'a geçerek Britanya F3 macerasına devam etmişti. İşte bu sezonda işler kötü gitmeye başlamıştı.

Horner bu sezon ile ilgili, '1994 oldukça zordu. Jan Magnussen neredeyse tüm yarışları kazanıyordu. Rakipler çok kuvvetliydiler. Dario Franchitti gibi pilotlar vardı. İşte o yıl pilotluk kariyerimin momentumu düşmeye başladı.' diyor.

Sezonu 16. sırada tamamlamıştı ve en iyi sonucu Pembrey'deki 6.lıktı.

Horner bir sezon daha F3'de kalmak zorunda kalmıştı. Alan Docking Racing ile anlaşmış, fakat sezon ortasında Japon TOM's takımına transfer olmuştu.

Sponsorlarını kaybetmiş ve bütçe sıkıntısı çekmeye başladıktan sonra 1996'da daha da aşağı bir seri olan Britanya F2 şampiyonasına geçmek zorunda kalmıştı.

Burada birkaç podyum dışında bir varlık gösteremedikten sonra 1997'de kariyerinin dönüm noktasına gelmişti.

Kendi kurduğu Arden takımı ile F3000 şampiyonasına katılan Horner bunun hakkında, 'F3000 bir sonraki mantıklı adımdı. O zamana dek pek bir başarı elde edememiştim. Ardından bütçemi arttırmak için çok ama çok çalıştım, ve ancak F3000'de tek araçlı bir takım kuracak paraya sahip oldum. İşte bu noktada takım yönetmeye başladım.' diyor.

Sonuçlar pek iç açıcı değildi. 10 yarışta sadece 1 puan elde edebilmişti. O sezon grid oldukça zorlu pilotlara sahipti ve bunlardan bazıları Juan Pablo Montoya, Tom Kristensen, Ricardo Zonta ve Marc Gene'ydi.

İşte bu sezon sonunda Horner, bir Grand Prix pilotu olma hayallerini yitirmişti.

Horner o sezon sonunda aldığı bırakma kararını, 'İşte o yıl Estoril'deki testlerde Montoya'nın peşine takıldım. Onun 1. ve 2. virajları dönüşünü görünce 'Ben bu işi yapamam' dedim ve bırakma kararını aldım.' sözleriyle açıklıyor.

Yine de son bir umutla bir sezon daha yarışan Horner en fazla 12. olabildiği bir zorlu yılın daha ardından kesin bırakma kararını almıştı. Horner o günlerdeki duyguları hakkında, 'Özel bir şey değildi. Çok fazla üzülmemiştim. En azından kendime karşı dürüst davranmış ve bu işi yapamayacağımı kabullenmiştim. Kazanan pilotların sınıfında değildim bariz bir şekilde.' ifadelerini kullanıyor.

Horner pilotluğu bıraksa da takımın başında kalmış ve Arden her sezon daha da yükselmeye başlamıştı. Ve nihayet 2002 sezonunda Tomas Enge ve Bjorn Wirdheim ile beraber yarış kazanan bir takım haline gelmişti. Sonraki iki sezonda ise Wirdheim ve Vitantonio Liuzzi takıma şampiyonluklar getirmişti.

Arden'deki başarıların ardından 2004'ün sonunda Red Bull'un Jaguar'dan satın aldığı takımında takım patronluğu görevine başlamıştı.

O çok bilmiş bir şekilde genç pilotlara öğütler veren emekli pilotlar gibi olmasa da, yarış tecrübesine sahip olması kesinlikle işine yarıyor. Çünkü pilotları anlayabilecek kadar yarışmış bir takım patronudur Horner.

Konu ile ilgili Horner, 'Elbette yarışmak işime yaradı. Bir pilotun takımından neler istediğini bilebilirim mesela. Takım patronluğu kariyerimde bu tecrübeler bana büyük bir katkı sağladı. Pilotların duygularını anlayabilmek çok önemli bir noktadır.' sözlerini sarfediyor.

'Çoğu mühendis daha direksiyon başına bile geçmediği için işini yaparken zorlanabiliyor.'

'Ama ben kendimi pilotların kefesine koyabiliyorum. Kenarda oturup pilotları eleştirmek kolaydır, ama onlara karşı yarışan biri olarak onların sahip oldukları olağanüstü yeteneğin farkındayım. Dıştan bakmak ile bizzat pilotluğu tecrübe etmek çok farklı şeylerdir.'

Horner'ın bu sözlerine bakarak onun geçmişi ile övünüp duran bir adam olduğunu zannetmeyin. O yarış kariyeri hakkında çok nadiren konuşur ve o zamanlar hakkında 'feci zaman önceydi' der.

Yine de Horner yarışmaktan tam olarak kopmuş değil. Hatta bu yılın başlarında Silverstone'da bir Aston Martin'in kokpitine oturdu.

Bu deneyim hakkında ise, 'David Richards beni Aston Martin GT4 yarışında ona eşlik etmem için davet etti. Kralliyet düğününü izlemekten kurtulabilmek adına güzel bir şanstı! 1998'de Nurburgring'deki yarıştan beri ilk kez bir yarışa katılmıştım ve harikaydı. Ama sonra kendime 'Ne halt yiyorsun sen?' diye sordum çünkü Copse'a gelirken öndeki aracın tamponuna yapışmış bir halde çılgın bir kapışma içindeydim.' diyor.

'Çok eğlenceliydi, ama yarıştığım günler fazlasıyla geride kaldı artık.'

Kaynak - Edd Straw/Autosport

BÜYÜK BİR AİLENİN PARÇASI OL!

Yorum yaz
Yorumları göster
Haber hakkında
Seriler Formula 1
Haber tipi Son dakika