Heidfeld İçini Döktü

Tarihler 2000 yılını gösterdiğinde Nick Heidfeld Formula1’de yerini almıştı. Alman yarışcının bu 5 senesi pekte rekabetçi olmadan geçiverdi. Fakat Williams takımında geçen hafta başladığı test sürüşleri ona yeni bir şans vermiş gibi...

Atlas F1 muhabirlerinden Dieter Rencken, Heidfeld’in durumunu değerlendirmek için Alman yarışcıyla uzun bir söyleşi yaptı. Rencken, Heidfeld’i F-3000 serüveninden beri takip eden bir muhabir. Heidfeld Williams'larla Jerez pistinde çıktığı anteramanların ardından “F1 kariyerim gerçekten çok iyi başlamadı. Her ne kadar şu ana kadar yarış kazanamasam da F1’de halen bulunduğum için çok mutluyum.”dedi. F-1 dünyasında başarısız sayılabilecek 5 senenin ardından Heidfeld’in bu kadar iyimser olması hala umut taşıdığının en büyük göstergesi. Avustralyalı Mark Webber ile birlikte 2 gün boyunca ıslak bir zeminde geçen testlerin ardından 2. Testler içinde çağrılan Heidfeld bu sene koltuğu kapmak için çok büyük bir şans yakalamış durumda. Bir diğer gerçek ise Heidfeld’in Red Bull takımından gelen test teklifini geri çevirmesi. Heidefeld ayağına gelen fırsatı tepmemek için bütün gücüyle Williams'ların limitlerini zorlamaya başladı bile. Heidfeld Williams yetkililerini etkilemek için elinden geleni yaparken, gelen teklifin hayatında ki en büyük ikinci şans olduğunu çok iyi biliyor. Heidfeld 1985 yılında Nurburgring karting merkezinde ki şansı kullanarak buralara kadar gelebildiğini bundan sonra da bu fırsatla F1 de uzun süreli kalmak istediğini açıkca söylüyor. Nick’in hayatı ise şansızlıklarla dolu. Moto-X gösterilerinde çok ciddi bir şekilde geçirdiği kazanın ardından uzun bir süre F1’den ayrı kalan Nick 4 teker üzerinde yarışmanın kendisi için en iyi şeçenek olduğunu ise kötü bir deneyimle öğrendiğini söylüyor. Nick’in motor sporları merakı babası yüzünden başlamış. 3 çocuğunu da alarak karting’e götüren baba Heidfeld, Nordschleife bölgesinin en hızlı adamlarından biriymiş. Nick’in küçük kardeşi Sven “babam bizi hep hızlandırmaya çalıştı her tur biraz daha ona yaklaşmamızı sağladı ve sonrası geldi...” diyerek babalarının onların hayatında ki etkisini açıkca itiraf etti. Nick F1’in hayatında ki tek opsiyon olabileceğini işte o yıllarda anlamış. Nick “hangi takımda yarışmak istediğimi bile bilmiyordum, tek istediğim o dünyaya girebilmekti. En başlarda bölgesel, ardından uluslararası yarışlara katılmaya başladım ve gerisi geldi” diyerek aslında hayatının kısa bir özetini yapmış bulundu. Heidfeld o günlerde günümüzün şampiyonlarının yetiştiği Kerpen-Manheim klübünde yarışıyormuş. Michael ve Ralf Schumacher kardeşler, Heinz-Harald Frentzen’de bu klübten F1’e adım atanlardan sadece birkaçı. Heidfeld “ Ailecek bu işin içindeydik, kardeşlerim ve babam yarışım olduğunda aracın mekanik işleriyle uğraşıyorlardı. Gerçekten bu işten büyük zevk alıyorduk, Almanya’da bazı şampiyonluklar yaşadık. Ayrıca Hollanda ya da yarışmaya gidiyorduk. Ben Moenchengladbach bölgesinde doğdum. 1992 yılında Class-A’da yarışmaya başladım TonyKart gibi profesyonel bir takım değildik ama yinede çok başarılı olduk Aileme yaptıklarından dolayı müteşekkirim” diyerek ailesinin yardımları olmadan buralara gelemeyeceğini söyledi. Heidfeld, Class-A yarışlarının ardından 1600cc lik araçların katıldığı yarışlarda Ford takımıyla şampiyonluk kazandı. Ardından 1800cc’lik araçlara terfi olan Heidfeld Uluslararası Almanya Kupasınıda kazanarak menajerlerin ilgisini çekmeyi başardı. Özelikle Werner Heinz Heidfeld’i dikkatlice takip ediyordu. Formula-3’te ise istediğini bir türlü koparamayan Heidfeld 1996 yılını ancak 3. Sırada bitirebildi. Bu yılları takip eden süreçte Heidfeld kazalar ve spinlerle boğuşurken Monaca Grand Prix’sini kazanması ona hem büyük bir prestij kazandırdı hemde uluslararası arenada ismini duyurmasını sağladı. Nick “ Opel BSR ile yarışırken Mercedes – Benz takımıyla sponsorluk anlaşması yaptık aracın rengi şimdiki Mclaren-Mercedesler gibi gümüş ve siyah renklerden oluşuyordu” diyerek büyük takımların o zamandan kendilerine ilgi gösterdiklerini söylemeden edemedi. Ardından Nick, Mclaren ile uzun süreli bir test sürücülüğü anlaşması yaptı. Aracın geliştirilmesi, yeniden yapılandırılmasında roller alan Nick, özellikle tekerleklerin geliştirilmesi ve yarışlara hazırlanma sürecinde büyük rol oynadı. Heidfeld konuyla ilgili olarak “Goodyearları bütün sene boyunca test ettim. Yumuşak hamurlu, sert...5.000 Km aracın limitlerini zorladım ve bu bana F-3000 için inanılmaz bir deneyim kazandırdı” diye konuştu. Heidfeld’in F-3000 yılların da ki en büyük rakibi Juan Pablo Montoya olmuştu. Seyirciler butün sene boyunca bu ikilinin kapışmasına şahit oldu. Her ne kadar Mclaren için daha deneyim kazanılcak yıllar olsada yarış severler Mclaren’ın başarısız olmasını kabullenemiyordu. Mclaren isminin verdiği ağırlık bir anda Heidefeld’in omuzlarına çoküvermişti. Heidfeld ilk sene kaybettiklerini kabullenmişti fakat Montoya ile giriştiği mücadeleden büyük zevk aldığını ve deneyim kazandığını, diğer sezon ise başarıyı yakalayarak kazandıklarını rahat bir uslupla söylüyordu. Aslında Heidfeld’in bu klasik bir davranışıydı; Sakinlik ve rahatlıkla gelen başarılar. Heidfeld artık hayatının manası anlamına gelen F1 için sabırsızlanıyordu. 3 sene boyunca F1’in en iyi araçlarından biri Kabul edilen Mclaren'ları test etmiş, şampiyonalardan önce arabaların son durumu hakkında takımına raporlar vermişti. Ron Dennis’in Alman sürücüye yaptığı teklif medyada uzun sure tartışılmıştı. Dennis’in teklifinde ki takımın alt yerlerinde çalışabilirsin lafı bir anda medyanın gözünün Heidfeld dönmesine neden olmuştu. Heidfeld “Bu benim için sorun teşkil edecek bir şey değil ben zaten 2 yıl orda bu tür görevler yaptım” diyerek konunun kimseyi ilgilendirmeyeceğini açık bir dille ifade etmişti. Sauber yılları: Heidfeld’in Sauber günleri inişli çıkışlı zamanlarla devam ediyordu. Özellikle 2002 yılında ki 5.lik Nick’i takım arkadaşı Felipe Massa önünde bitirmesi için yeterliydi. 2003 yılı Heidfeld’in Sauber de ki son yılıydı. Sadece Indianapolis te ki podyum başarısı bir senenin akılda kalan tek kısmı olarak tarih sayfalarına yerleşmişti bile. 2001 yılından süre gelen sorunlar Heidfeld'i zorlamaya devam ederken Heidfeld’in kendini geliştirememesi sorun haline gelmişti. Massa’nın Ferrari test pilotluğundan Sauber’e geri gelmesi ve ardından Giancarlo Fisichella’nında Sauber’e katılması Heidfeld durumunu belirsizleştirdi. Eddie Jordan’ın geçici olarak yaptığı teklifin ardından Avusturalyada sarı koltukta yarışan Heidfeld, Verstappen’in Jordanlara gelmesiyle sonlanmış oldu. Her ne kadar Avusturalya da inanılmaz dereceler yapsada yaşadığı sorunlar Heidfeld’i yine 2.sıraya atmıştı. Heidfeld yarıştan sonra “ Biliyorum ki aracım Sauberlerdeki eski Ferrari motorları kadar güçlü değildi, daha yeni geliştirilmeye başlayan bir araçtan da tam randıman beklemek hata olurdu” diye konuşmuştu. Heidfeld de ki sorunun iç nedenler mi olduğunu sorduğumuzda, cevap hemen Heidfeld’ın kendinden geliverdi; “hayır bir sorunum yok eşimlede başka bir şeylede. Eşim Patricia ile Zurih yakınlarında bir yerde ikamet ediyoruz. Sauber fabrikasına yakın bir yer. Yani her şey iyi gidiyor.” Ve laf dönüp dolaşıp Williamslara gelivermişti. BAR Heidfeld için fena bir takım değildi. Fakat, Button’ın BAR takımında önemli bir yer edinmesi işini zorlaştırıyordu. Button’un yerinin sağlamlığı Bar takımında Anthony Davidson’ın hazırladığı yenilenme projesinde Heidfeld’ı unutturmuştu bile. Williamslardan gelen teklif bir anda Heidfeld’e yeni bir fırsat tanımıştı. Fakat Sir Frank Williams ve Sam Michael etkilemeden bunuda gerçekleştirmek epey zor görünüyordu. Ama korkulan olmadı 8-12 Aralık tarihlerin de ki Jerez testlerinde Williamsların koltuğuna oturmuştu artık. Testler yoğun yağmur altında gerçekleşti. Michelen lerin durumunu görmek için Williamslara gün doğmuştu. Heidfeld diğer test pilotlarına göre daha iyi dereceler elde etti. Bu da onun notuna artı yönde yansıdı. Heidfeld bu sefer gerçekten iyi bir iş başarmıştı. Sir Frank Williams memnuniyetini Williams-BMW-Michelen üçlüsünün gerçekleştirdiği en başarılı testlerden biri olarak yorumladı. Heidfeld’e takımların durumlarıyla ilgili sorulara ise ilginç cevaplar aldık. MUHABİR: Dünya şampiyonu olmuş takımların test sürücülüğünü yaptın sence Williams Mclarendan şu an daha mı iyi? HEIDFELD:Şu an kesinlikle söyleyebilirim ki Williams güçlendirilmiş BMW motoruyla Mclarendan kat kat üstün bir takım. BMW motoruna hayran kalmış durumdayım, çok etkileyici ve çok güçlü MUHABİR:Peki ya Michelen’nin durumu? HEIDFELD:Michelen’ı her durumda test ediyoruz, özellikle ıslak pistlere daha önem veriyoruz. Intermediates (geçiş lstikleri) lastikler üzerine biraz daha yoğunlaştık. İlk duruma bakarak lastiklerin iyi olduğunu söyleyebilirim. Hayatı iniş çıkışlarla dolu bir pilotun yaşam hikayesiydi bu. Hayatın her alanında olduğu gibi F1’de kurtlar sofrası aslında. Stratejiler, testler, yarışlar, her şey tek hedef için ; Dünya Şampiyonluğu. Takımlar ise bu rüyaya ulaşmak veya bırakmamak için kimsenin gözünün yaşına bakmıyor. Heidfeld’ın F1 rüyası ne zaman sonlanacak bilinmez ama bir insanın hedefleri için çaba göstermesi herşeye yetmez mi? Görüşmek üzere... TurkiyeF1 Düzenleyen: Ahmet Akyıldız Yazan: Dieter Rencken & AtlasF1
Yorum yaz
Yorumları göster
Haber hakkında
Seriler Formula 1
Haber tipi Son dakika