Konu

Abdullah Çelik'in Köşesi

Bu saatten sonra Ferrari F1 takımına kim inanır?

Bu dünyadaki en büyük hayal kırıklığı yaşayan taraftar grubu kesinlikle Ferrari F1 takımını destekleyen taraftarlar olmalı. Öyle ki özellikle bu senenin ardından artık hiç kimsenin Ferrari'ye, şu anda Ferrari'de yer alan hiç kimsenin sözlerine inanacağını düşünmüyorum.

Bu saatten sonra Ferrari F1 takımına kim inanır?
Haberi dinle

Bu sezon başlamadan önce çoğu kişi, geçen senelerde kötü sezonlar geçirmesi nedeniyle 2022'deki yeni zemin etkili araç kurallarına daha erkenden hazırlanma lüksüne sahip olan Ferrari'nin avantajlı olduğunu, Ferrari'nin yeni döneme çok iyi başlayacağını iddia ediyordu.

Bu haklı bir gerçekti çünkü geçtiğimiz senelerde benzer şekilde olan büyük kural değişikliklerinde genelde güç dengelerinde değişiklikler oldu. 2009'daki büyük aerodinamik değişikliklerde Ferrari ve McLaren gibi F1'in geleneksel  lider takımları geride kalmış, Red Bull ve Brawn GP gibi orta sıra takımları ön plana çıkmıştı. Ferrari ve McLaren o kuralların takip eden senelerinde nispeten öne yeniden yaklaşmayı başarsa da, bir sonraki büyük değişikliklerin olduğu 2014 yılına kadar şampiyonluk fırsatı bulamadılar.

2014'teki büyük kural değişikliklerinde bu sefer V6 turbo motorlar, daha doğrusu güç üniteleri hayata geçti. Hepinizin hatırlayacağı üzere aslında hâlâ devam eden ve genel hatlarıyla uzun yıllar devam edecek olan V6 turbo motor dönemine Mercedes fırtına gibi başladı ve uzun yıllar üstünlüğünü korumaya devam etti. 2014'teki değişikliklerin ardından yıllar ilerledikçe, üreticiler güç ünitelerinde deneyim kazandıkça farklar kapandı ancak Mercedes açık ara farkla olmasa da hep zirvede ya da zirveye yakın olmayı sürdürdü. 2017 ve 2019'da daha küçük sayılabilecek kural değişiklikleri olurken Mercedes, aerodinamik tarafta da güçlenmesiyle bir şekilde zirvede kalmayı başardı. Ta ki 2022'deki zemin etkili yeni F1 araçları dönemine kadar.

2014-2021 arası dönem bir önceki döneme göre daha uzun sürdü ve güç ünitelerinde olduğu gibi aerodinamik tarafta da farklar gittikçe kapandı. Bu sayede Red Bull, tartışmalı da olsa eski dönemin son senesinde güçlü bir araca sahip olmasının sayesinde Max Verstappen ile pilotlar şampiyonluğunu kazanmayı başardı.


Rubens Barrichello, Brawn GP, Jenson Button, Brawn GP, Ross Brawn, Brawn GP, ve Brawn GP

Rubens Barrichello, Brawn GP, Jenson Button, Brawn GP, Ross Brawn, Brawn GP, ve Brawn GP

Fotoğraf: Charles Coates / Motorsport Images

Peki 2009'da başlayan yeni kural döneminde ve sonrasında neler gördük? Formula 1'e en büyük yatırımları yapan, en iyi yapıları kuran, en istikrarlı çalışmaları yapan ve çok yönlü çalışan "yeni" takımların başarılarını... Günü kurtarmaya çalışmak yerine uzun vadeli planlar yapan, uzun vadeli başarılı olmak isteyen takımların başarılı olduklarını... Bir sene bir şekilde en hızlı aracı yapıp diğer sene gerileyen, ne zaman ne yapacağı belli olmayan değil, gerçekten iyi yatırım yapan, ayağı yere basan, yaptığı yanlışta ısrarcı olmayan ve eksiklerini gidermek için kalıcı çözümler arayan takımların başarılı olduklarını gördük. Bu takımlar sizin de bildiğiniz üzere Mercedes ve Red Bull oldular.

2008'deki Lewis Hamilton (McLaren) pilotlar şampiyonluğu ve Ferrari takımlar şampiyonluğundan bu yana geride kalan 13 sezonda sadece bu iki takım ve onların pilotları şampiyon oldular ve bu sene sonunda, imkansız gibi görünen şey olmazsa aralıksız şekilde bu iki takımdan birisinin kazandığı 14. sezon olacak. Burada, "2009'da Brawn GP şampiyon oldu" diyebilirsiniz ancak o takım, bugünkü Mercedes takımının atası yani Brackley merkezli F1 takımıydı. Takımın önceki adı Honda olsa da araç İngiltere Brackley'deki merkezde üretilmişti ve motoru da Mercedes'ti. O sene Honda motoru olsaydı Brawn GP şampiyon olabilir miydi, orası da büyük bir soru işareti aslında.

Bu iki takımın şampiyon oldukları yıllarda en dikkat çekici özellikleri istikrarları oldu. Red Bull Racing dediğimizde, takımın başında herkesin yıllardır tanıdığı iki isim var. Birisi 2005'ten bu yana Takım Patronu olan Christian Horner, diğeri ise 2005'te dönemin McLaren gibi büyük bir takımından Red Bull'a geçme konusunda anlaşan teknik dehası Adrian Newey. Bunlara Helmut Marko'yu da dahil edebiliriz... Takım içerisinde yer alan diğer önemli isimlere ve yüzlerce çalışanına haksızlık olmasın ancak herkesi tek tek sayma şansımız yok. Red Bull'un 2004'te Jaguar'ı alıp 2005'te F1'e başlamasından bu yana ne kadar istikrarlı bir üst kadroya sahip olduğunu söylemek için bunu vurgulamak istedim. Horner bir kenara, Red Bull'un o dönemde Newey'i gelecek planları konusunda ikna etmesi ve onu bu kadar uzun süre takımda tutması, bu projenin ne kadar başarılı olduğunun bir başka işareti.

 Adrian Newey, Christian Horner, David Coulthard

Adrian Newey, Christian Horner, David Coulthard

Fotoğraf: Red Bull GmbH and GEPA pictures GmbH

Mercedes F1 takımı, Red Bull kadar uzun bir geçmişe sahip değil ancak takımın bugünlere getirdiği yapılanmasında çok önemli bir kişinin, Ross Brawn'ın payı bulunuyor. Ferrari'nin 2000-2004 arasındaki dominasyonundaki en kilit isimlerinden olan Brawn, Ferrari'den ayrılıp spora ara verdikten sonra 2007'de, bir sonraki sene için Honda ile anlaşmıştı. O dönemde Honda F1 takımı, oldukça kötü bir dönem geçiriyordu ve Japon ekibi, 2009'daki büyük kural değişiklikleri öncesinde başarılı olmasını istedikleri yapıyı kurması için Brawn'ı ikna etti. Her ne kadar Honda, 2008'deki ekonomik krizde saçma sapan bir şekilde F1'den ayrılma kararı almış olsa da, Brawn'ın kurduğu ekip, her türlü zorluğa rağmen 2009'daki yeni dönemin ilk kazananı olmayı başardı. Brawn GP, o seneye çift katmanlı difüzör sayesinde çok güçlü başlarken ekonomik sıkıntılar ve takımın uzun vadeli geleceğini kurtarma amacıyla yapılan görüşmelerin ardından momentumunu koruyamadı. Takımın geleceğinin kurtulmasının ardından ise Brawn işe Mercedes takım patronu olarak devam etti. Michael Schumacher ile Nico Rosberg'in yarıştığı takım, takip eden senelerde yapısını güçlendirerek, her sene hızlanarak yola devam etti. Brawn, Mercedes'in Stuttgart'taki merkezi ve Brackley'deki F1 takımı arasında yaşanan bazı anlaşmazlıkların ve kendisine sormadan Paddy Lowe ile anlaşmalarının ardından 2013'te takımdan ayrıldı. O dönemde takımın başına hissedar Toto Wolff getirilirken, teknik patron olarak Paddy Lowe görevlendirildi. Lowe, 2017'de eski takımı Williams'a ayrılmak için Mercedes'ten ayrılsa da Brawn'dan sonra hem hissedar hem de takım patronu olarak Mercedes'te kontrolü ele geçiren Wolff, o günden beri takımın başında yer alıyor. Mercedes ayrıca yıllardır öyle bir sistem kurdu ki, takımda üst seviyede bir isim ayrılacak isim olsa dahi, takım içerisinde onun yerini alabilecek seviyede yeni bir isim hemen görevi devralabiliyor.

 

Gelelim Ferrari'ye... Şu ana kadar bahsi geçen Brackley (Mercedes) merkezli F1 takımı son 13 senede 8 pilotlar, 9 takımlar şampiyonluğu; Milton Keynes (Red Bull Racing) merkezli F1 takımı ise 5 pilotlar 4 takımlar şampiyonluğu kazanırken Ferrari sıfır çekti. Hakkını yemeyelim, Ferrari'nin 2008'den bu yana şampiyonluk kazanamaması, takımın tarihindeki en uzun süreli başarısızlık periyodu değil. Takımın geçmişini iyi bilenler, 1979'da Jody Scheckter'in aldığı pilotlar şampiyonluğunun ardından, bir sonraki pilotlar şampiyonluğunun 21 sene sonra yani 2000'de Michael Schumacher tarafından kazanıldığını hatırlıyor. Ancak kimse 2000 ile 2008 yılları arasında 6 pilotlar, 7 takımlar şampiyonluğu kazanarak tarihin en başarılı F1 takımı olan Ferrari'nin bir kez daha bu kadar uzun süre başarısız olmasını beklemiyordu.

Diğer taraftan 2010 ve 2012 yıllarında Fernando Alonso'nun, 2017 ve 2018 yıllarında bir noktaya kadar Sebastian Vettel'in zorlamaları ve belki de araçlarında olan performanstan daha fazlasını almaları sayesinde takım, birkaç defa şampiyonluk mücadelesi verdi. Özellikle Alonso'nun 2010 ve 2012 sezonlarında ortaya koyduğu sürüşler muazzamdı. Ancak öyle ya da böyle o sezonlarda Ferrari şampiyon olamadı. Özellikle 2018'deki sezon ortasındaki düşüş, Ferrari'nin son senelerdeki en zayıf yönünü, sene içerisindeki gelişim yarışında geride kalmasını gösterdi.

Ferrari son yıllarda hiçbir zaman, saf performans olarak en güçlü takım ya da takımlardan birisi olamamıştı. Bir şekilde belli başlı pistlerde güçlü olsa da, gerçek manada "tamam, bu sefer olmuş" diyebileceğimiz tarzda güçlü bir araç üretemedi. Belki 2018'de bunu diyebilirdik, eğer sezonun ikinci yarısındaki gelişim mücadelesinde yanlış yola sapmamış olsaydı... 2014'teki yeni kuralların ardından Ferrari, 2017 ve 2018'deki yükselişlerinde aslında umut vermişti ancak 2019'da tercih edilen ve neredeyse sadece düzlükte hızlı olan araçla bu umutlar yeniden söndü, 2020'de ise son 40 senedeki en kötü sezonla üstüne tüy dikildi.

Ferrari için yaklaşık olarak son 10 yıl o kadar büyük iniş çıkışlarla geçti ki, takımın tüm dünyadaki taraftarları hangi dili konuşursa konuşsun yaşananlardan büyük yara aldı. Geride kalan senelerde kış test derecelerinde elde edilen erken şampiyonlukların, özellikle sezonun ikinci yarılarında kaybolan performanslarla sonuçlanması, her bir yenilginin ardından taraftarların daha büyük hayal kırıklığı yaşamasına, gittikçe umutlarını kaybetmesine neden oldu. Sütten ağzı yanan, yoğurdu üfleyerek yer atasözünde olduğu gibi, Ferrari'nin kış testlerinde gösterdiği performansa artık kimse inanmamaya başladı.

 

Yaşanan her şeyin ardından 2022'deki büyük kural değişiklikleri Ferrari için gerçekten son senelerdeki en büyük fırsattı ve Ferrari, 2022 aracını tanıtmasından itibaren gündemin zirvesine oturmayı başardı. F1 dünyasında klasik bir söyleyiş vardır: "Güzel araç aynı zamanda hızlı olur." Ferrari, gerçekten ilk bakışta aşık olabileceğiniz tarzda bir araç üretmeyi başarmıştı ve tasarım felsefesine baktığımızda, diğerlerinden gerçekten ayrışıyordu. Yeni araç piste çıktıktan sonraki ilk izlenimler de gayet olumluydu. Ferrari F1-75, daha ilk günden itibaren hem dayanıklı, hem hızlı, hem de istikrarlıydı. Ama birkaç cümle önce söylediğim şeylerden dolayı, en koyu Tifosi bile içten içe umutlansa da bunu dile getirmeye çekinir oldu çünkü kış testinde şampiyonluk başka, gerçek sezon başkaydı. Ve geçmiş senelerde birçok kez, testlerdeki performansın sezona yansıtılamadığı görülmüştü.

Neyse ki kış testlerinin ardından her şeyin net bir şekilde görüleceği sezon başladı. İnanması güçtü ve tam manasıyla inanması birkaç yarış sürecekti ancak tüm işaretler, Ferrari'nin 2022 için gerçekten hızlı bir araç ürettiği yönündeydi. Red Bull kış testlerinde görüldüğü gibi hızlı ama dayanıksız, Mercedes ise dalgalanma sorunlarıyla boğuştuğu, beklenenden düşük performans sergileyen bir araca sahipti. 

Öyle ki Ferrari ve lider pilotu Charles Leclerc, Red Bull'un 3 defa yolda kalmasının da yardımıyla ilk 3 yarışın ardından oldukça büyük farkla öndeydi. Leclerc, en yakın rakibi George Russell'ın 34, şu anda lider durumda bulunan Verstappen'in ise 46 puan önündeydi. Bu sayede Leclerc, ilk 3 yarışın ardından en yakın rakibiyle "puan farkı açısından" 2000'den bu yana en iyi başlangıç yapan Ferrari pilotu olmuştu ve ben de buna istinaden bir yazı yazmıştım. Pek şom ağızlı sayılmam ancak bir etkim olduğunu düşünen varsa bu yüzden Ferrari taraftarlarından özür dilerim :)

O içerik:

O yarıştan sonra ne mi oldu? Sebebi ister dayanıklılık sorunu, ister kaza, ister strateji hatası, isterse performans eksikliği olsun, takip eden 12 yarışın 10'unu Red Bull Racing pilotları (9 Verstappen, 1 Perez) kazanırken sadece ikisini Ferrari pilotları kazandı. Evet, Leclerc ilk 3 yarışın 2'sini kazanırken takip eden 12 yarışta sadece bir kez kazanabildi. Birkaç yarış öncesine kadar Leclerc'in kazanamamasının birçok sebebi vardı. Ferrari, takım olarak bir şekilde elindeki araçtan maksimumu alamadı ve bugün itibariyle, sebebi ister aracını yeteri kadar geliştirememek, ister lastikleri kullanamamak, isterse dalgalanma nedeniyle alınan tedbirler olsun, liderlik mücadelesinin gerisine düştü. Sezona en hızlı ve dayanıklı araçla başlayan Ferrari, hem dayanıklılık ve strateji, hem de gelişim yarışında bir kez daha sınıfta kaldı.

Mattia Binotto, Team Principal, Ferrari, Charles Leclerc, Ferrari F1-75

Mattia Binotto, Team Principal, Ferrari, Charles Leclerc, Ferrari F1-75

Fotoğraf: Ferrari

Red Bull, geçen sezon sonuna kadar vermiş olduğu şampiyonluk mücadelesinde, 2014'ten sonraki ilk şampiyonluğunu kazanmak için kaynaklarını eski aracına aktarmaya devam etse de 2022'ye güçlü başladı ve ilk yarışlarda yaşadığı dayanıklılık sorununu çözüp devam eden süreçte aracını geliştirmeye ve sonuç olarak en hızlı araca sahip olmayı başardı.

Sezonun başında birkaç defa, Mercedes her ne kadar geride olsa da dalgalanma sorununu aşması halinde ilerleyebileceğini ve ilk iki mücadelesine ortak olup ortalığı kızıştırabileceğini, bu yüzden sezon başında kaçırılan fırsatların pahalıya mal olabileceğini söylemiştim. Takım, her ne kadar istediği atılımı yapamasa da, sezon başından bu yana elindeki araçla çoğu zaman iki pilotuyla birden maksimumu ve hatta daha fazlasını aldı. Mercedes her ne kadar şampiyonluk mücadelesini etkileyebilecek sonuçlar alamasa da, aldığı sonuçlarla daha iyi bir seviyeye geldi çünkü bugün itibariyle yarış performansı açısından Ferrari'nin önünde görünüyor ve takımlar şampiyonasında Ferrari ile arasında sadece 30 puan fark bulunuyor...

Hem Red Bull, hem de Mercedes yaşadığı sıkıntıları aşmak için önce ilgili sorunu anlayıp ardından sorunu aşmak için kısa ve orta vadeli çalışmalar yapıp gerekli adımları atarken Ferrari ise aynı tas, aynı hamam sorunlarını tam manasıyla çözmek için sistematik adımlar atmak yerine sürekli yeni sorunlar yaşamaya devam ediyor. Takımın farklı noktalarında farklı eksiklikler olduğu ve takımın o eksikliklerden haberi olmadığı için, hiç beklemediği anda farklı bir sorun ortaya çıkabiliyor. Ve ne yazık ki 2022 Formula 1 sezonu, başlangıç ve bitiş itibariyle Ferrari tarihindeki en fiyasko senelerden, hatta Formula 1 tarihindeki en büyük fiyaskolardan birisi olabilir. Bu kadar güçlü bir araç üretip, bu kadar güçlü bir şekilde şampiyonaya başlayıp daha önce bahsettiğim dayanıklılık, gelişim, strateji gibi alanlarda bu kadar çuvallamanın başka bir açıklaması olamaz.

Red Bull ve Mercedes, 2022 araçlarını ilk defa tanıtmasının ardından aracın özellikle sidepod bölgesinde çok ciddi değişiklikler yaparken, Ferrari'nin sezon başından beri aracın karoserine neredeyse en ufak bir çivi çakmaması, aslında takımın neden bu kadar gerilediğinin bir başka işareti. Ferrari, bütçe sınırı olduğu için sezon başında aracın mevcut halini en iyi şekilde anlayıp maksimumu alma hikayesiyle insanları uyutmayı başardı. O dönemde araç en azından hızlıydı ancak sonrasında da araca pek bir şey eklenmedi ve bugünkü performans seviyesi ortada. Yeni dönemde en önemli bölüm olan taban kısmında değişiklikler yapıldı ancak bunlar da beklenen etkiyi yaratmadı. Ferrari bu yüzden Red Bull ile şampiyonluk mücadelesi vermeyi umarken, Mercedes'e karşı ikinciliği korumak zorunda kaldığı bir duruma geldi.

 

Red Bull'da Horner'ın 2005'ten bu yana, Mercedes'te ise 2013'ten bu yana Toto Wolff'un takım patronu olduklarını söylemiştim. Ferrari'de ise Jean Todt'un 1993 ile 2007 arasında takım patronluğu yapmasının ardından bu roldeki isimler Stefano Domenicali (2008 – 2014 Nisan), Marco Mattiacci (2014 Nisan - Kasım), Maurizio Arrivabene (2015–2018) ve 2019'dan bu yana Mattia Binotto takım patronu olarak görev aldılar. Takım patronunun bu kadar değiştiği bir takımda, alınan başarısızlıkların ardından kaç defa yeniden yapılanmaya gidildiğini de artık siz tahmin edin. 

Bu kadar sık yeniden yapılanmaya giden ve uzun vadeli bir program belirleyip ona uyma konusunda sıkıntılar yaşayan bir oluşum, başarılı olabilir mi? Bir şekilde olsa bile, daha sistematik bir şekilde çalışan rakipleri karşısında ayakta kalabilir mi? Her takımın rüzgar tüneli ve simülasyon araçları ile pist üstü verileri arasında korelasyon sorunu yaşadığı dönem olur. Peki şu ana kadar Red Bull ve Mercedes'te bunu kaç defa duydunuz? Duymamanız ya da az duymanız, o takımların bu sorunu yaşamadığı manasına gelmiyor, yaşasa bile gerekli adımları hızlı attığı manasına geliyor. Ferrari'de ise bu durumu birçok kez duyduk ve sezon içerisinde umut edilen gelişimin bir türlü gelmemesi de aslında bu konuda sorun yaşandığının bir başka işareti.

Diğer taraftan teknik tarafta başarılı olan bir mühendis ya da üst düzey personel, neden tam olarak başarıya ulaşmadan buradaki görevinden terfi ettirilerek takım patronluğuna getirilir? 2015'te Formula 1'in F'sinden anlamayan Mattiacci'nin takım patronluğuna getirilme fiyaskosundan sonra Ferrari, Arrivabene'yi takım patronluğuna getirirken, 2016'da takımın teknik patronu olarak, yıllardır takım bünyesinde yer alan Binotto atandı. Bu ikilinin başı çektiği süreçte Ferrari, istikrarlı bir şekilde yükseldi. 2018'in ortasında Ferrari Başkanı Sergio Marchionne vefat ederken yakın dönemde Arrivabene'nin takımdan gönderileceği, onun yerine takım patronu olarak Binotto'nun getirileceği söyleniyordu ve 2019'un başında tam olarak bu oldu. Aynı dönemde Ferrari'nin rüzgar tüneli korelasyonunda ciddi sıkıntı yaşadığı ortaya çıktı. Binotto'nun takım patronluğu döneminde, kendisinin aldığı kararları, rahat tavırlarını, doğruyu ve yanlışı ayırt edip gereken hamleleri yapamadığını birçok kez gördük. Teknik adam olarak onu sorgulamak manasız çünkü teknik patronluk döneminde takımın gösterdiği ilerleme ortadaydı. Diğer taraftan kendisi geçen sene 2022 aracının hazırlık sürecine destek vermek, yakından takip etmek için bazı yarışlara gelmemişti. 2022 aracının başladığı nokta ile geldiği nokta arasındaki farka bakınca kendisinin teknik taraftaki yetkinliğinin daha iyi olduğunu söyleyebiliriz.

Hal böyleyken, Red Bull ve Mercedes F1 takımlarının başında araç tasarımından ya da teknik detaylardan gerçek manada anlayan isimler yokken Ferrari'nin böyle bir adım atması ve teknik tarafta eksiklikleri varken, idari anlamda pek de güçlü görünmeyen bir isim konusunda bu kadar diretmesi neden? Hoş, yıllardır yapılan o kadar strateji hatasına rağmen takımın strateji bölümünün başında hâlâ Iñaki Rueda varken bunu sorgulamak ne kadar mantıklı, orası ayrı mesele...

Ferrari, 15-20 sene sonra ilk defa bu kadar güçlü bir araç üretmesine rağmen sene ilerledikçe bu kadar geride kaldı. Bu sefer gerçekten "O sene, bu sene" olabilir derken, bir kez daha hem takımın kendisi, hem de tüm Ferrari taraftarları hüsrana uğradı. Ve açık konuşayım; Red Bull bu kadar güçlüyken ve yeni dönemde iyi bir temel atmışken, Mercedes o kadar geride olmasına rağmen durumunu bu kadar düzeltmişken, Ferrari ise bir türlü sezon içerisinde gerileme trendini kıramamışken, Ferrari'nin bu sene olmasa bile gelecek sene normal şartlarda bu iki takımı geride bırakması pek olası durmuyor.

Ferrari taraftarları  yıllardır öğrenilmiş çaresizlik yaşıyordu, bu sene ise bu kehanet kendisini gerçekleştirmiş olacak. Bundan sonra Ferrari, olur da bir sezonun ilk yarısını 60-70 puan farkla önde tamamlasa ve gerçekten yarım saniye kadar hızlı bir araca sahip olsa dahi, sezon tamamlanmadan önce kimse Ferrari'nin başarılı olabileceğine kefil olamaz.

Bu kadar başarısızlığın ardından, bu sezondan sonra şampiyonluk yolunda Ferrari'ye kim inanır?

 

paylaşım
yorumlar
Alonso: "Puan serimi devam ettirmek istiyorum"
Önceki haber

Alonso: "Puan serimi devam ettirmek istiyorum"

Sonraki haber

Capito: "De Vries, Formula 1'de yarışmayı hak ediyor"

Capito: "De Vries, Formula 1'de yarışmayı hak ediyor"